SESİMİ DUYAN VARMI?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

SESİMİ DUYAN VARMI?

Mesaj  Admin Bir Paz Ağus. 17, 2008 12:04 pm








Zamanın durduğu an: 17 ağustos


Türkiye, 17 ağustos 1999 sabahına, Marmara depremiyle uyandı


Tarih 17 ağustos 1999... Saatler sabaha karşı 03.02'yi gösterdiğinde Marmara, son yılların en şiddetli depremiyle sarsıldı. 7.4 büyüklüğündeki deprem, Türkiye'nin unutulan deprem gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi.

Marmara'yı vuran deprem felaketinin üzerinden tam altı yıl geçti. 17 ağustos 1999 sabahından bu yana, bölgede yaralar sarılmaya çalışılsa da, depremin insanların hafızalarında bıraktığı derin izler tazeliğini koruyor.

Felaketin altıncı yılında, yakınlarını ve evlerini kaybedenler her sabah olduğu gibi bu yıl da yine aynı sarsıntıyla uyanacaklar güne. Aynı korkuyu, doğa karşısında aynı çaresizliği yaşayacaklar.

17 ağustosun ardından Türkiye yeni bir döneme girdi. Şimdiye kadar depremi bilmeyen Türkiye, kendi gerçekliğinin farkına vardı. Peki altı yılda Türkiye'de ne değişti? Türkiye, Marmara'da beklenen olası depreme ne kadar hazır? 17 ağustosta kaybedilen ve yıkılan hayatlar topluma neyi, ne kadar öğretti?

Türkiye depreme hazır mı?

İşte bu noktada yapılan çalışmalar gösteriyor ki, Türkiye önemli dersler almasına rağmen, her an tekrarlanabilecek bu felakete karşı hazırlıklı değil. Ulusal Deprem Konseyi'nin raporuna göre, nüfus artışı ve gelişme hızına bağlı olarak gelecek afetlerdeki kayıp ihtimali, her geçen gün daha da artıyor.

Türkiye'de yapılan istatistiksel çalışmalar, her 1.5 yılda bir şiddetli deprem, her 3 yılda ise çok şiddetli bir deprem, 35-40 yılda ise yıkıcı bir deprem meydana geldiğini ortaya koyuyor.

Türkiye topraklarının yüzde 92'si değişik deprem tehlikesiyle karşı karşıya. Nüfusun yüzde 95'i deprem riski altında yaşıyor. Büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98'i, barajların yüzde 92'si yine deprem bölgelerinde yeralıyor.

Depremin üzerinden geçen altı yılda arama-kurtarma kapasitesi 1999 yılı öncesine oranla önemli ölçüde geliştirildi, ancak olası bir depremde can kaybı sayısının artmasına yol açan faktörlere karşı hala önemli adımlar atılabilmiş değil.

Kurumlararası işbirliği eksikliği

Ulusal Deprem Konseyi'nin hazırladığı rapora göre, zarar azaltma konusunda kurumlar arasındaki işbirliği ve koordinasyon eksikliğini ortadan kaldıracak, yara sarma yerine risk azaltma politikalarına öncelik veren, bu konuda yapılması gereken çalışmaları planlayan, yönlendiren ve destekleyen yeni bir Afet Yönetim Sistemi kurulamadı ve yeni bir kurumsal yapılanma oluşturulamadı.

Ülke, bölge ve yerel ölçeklerde zarar azaltma amaçlı planlar hazırlanamadı. Yerleşme ve yapılaşmalarla ilgili olarak, imar ve afet mevzuatı, yeniden düzenlenemedi ve zarar azaltmada önemli araçlar olan mikro bölgeleme, kentsel risk etkenlerini belirleme, zarar azaltma planları gibi yeni imar araçları geliştirilemedi.

Raporda, 17 ağustos depreminden edinilen dersler doğrultusunda çıkarılan kanun ve kararnamelere sahip çıkılamadığı belirtildi. Ulusal Deprem Konseyi'ne göre, merkezi ve yerel yönetimlerin ilgisizliği ve denetimsizlik yüzünden sistem de etkisiz hale geldi.

Konseyin raporundaki saptamalar ise şöyle:

# Mesleki yeterliliği esas alan ve sigorta unsurunu içeren yeni bir yapı denetimi yasası çıkarılarak ülke genelinde uygulanması sağlanamadı.
# 'Doğal Afet Sigortaları' sistemi geliştirilip yaygınlaştırılacağı yerde, yeni çıkarılan yasalarla mevcut sistem delindi, zayıflatıldı ve bu konuda yeni bir yasa çıkarılamadı.

17 ağustos 1999 Marmara depreminin ardından Türkiye, afetlerle ilgili temel politikasını 'yara sarma yanında yara almamaya' dönük şekilde biçimlendiriyor.
Afetlerle ilgili temel politikanın misyon ve vizyonu, 'kriz yönetimine minimum düzeyde gereksinim bırakacak Risk Yönetimi çalışmalarını yerine getirme' şeklinde yeniden tanımlanıyor.

Bu bağlamda, Afet İşleri Genel Müdürlüğü yürütmekte olduğu afet riskli alanların belirlenmesi ve yerleşime kapatılması, hasar tespiti, hak sahipliği belirleme çalışmaları, uzun süreli geçici iskan, etüt ve projelendirme ile sürekli iskan gibi rutinleşmiş faaliyetlerde, kalite artırımına dönük çalışmalara devam ediyor.

Yürütülen çalışmalar:

# Afet
Yönetimi çerçevesinde zarar azaltma, hazırlıklı olma ve iyileştirme aşamalarını bir şekle bağlayan Afet Yönetimi Stratejik Planı hazırlanıyor.
# İmar Kanunu, Afet Kanunu, Yapı Kanunu, Yapı Denetim Kanunu, Yetkin Eleman Kanunu,
Güçlendirme Yönetmeliği yeniden düzenleniyor.
# İmar ve yapılaşma sistemine katkı sağlayan Kat
Mülkiyeti Doğal Afetler Sigortası özelinde Deprem Sigortası Yetkin Teknik Eleman Kanunu gibi mevzuatların hazırlanılması için ilgili kurumlara destek veriliyor.
# Deprem verilerinin daha doğru elde edilmesi ve diğer kurumlarla

paylaşılmasının sağlanması için, Ulusal Sismik Ağı'nın güçlendirilmesi tamamlanıyor.
# Ulusal Deprem İzleme ve
Değerlendirme Merkezi'nin kurulma çalışmalarına devam ediliyor.
# Deprem riskli alanların belirlenmesi ve gerekli
önlemlerin alınması için, diri fay veri tabanı ve bütünleşik afet tehlike haritaları hazırlanıyor. Mevcut yapı stoğu değerlendiriliyor.
# İmar planlarına esas olacak yer bilimleri raporları ile temel zemin etütleri için, yeni bir rapor formatı
# hazırlanıyor. Mikro bölgeleme çalışmaları yapılmasının, mahalli idarelerle ilgili mevzuatta yer alması sağlandı. Mikro
bölgeleme standartlarının belirlenmesi için ise çalışmalar yürütülüyor.
# Halkın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi
amacıyla üniversiteler, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle alınarak, toplumsal örgütlenme ve eğitim programları hazırlanıyor.

'Hasarlı' ruhlar...

7.4'lük Marmara depremi, ardında yıkık binalar ve yaşamların yanısıra, 'hasarlı' ruhlar da bıraktı. 17 ağustos gecesini yaşayanlar ve hala yaşamakta olanlar, geri dönüşü ve tedavisi olmayan psikolojik travmalarla her gün yeniden sarsılıyor.

20 bine yakın kişinin ölümüne, 60 bin kişinin ise yaralanmasına neden olan ve 'Türkiye'nin 20'nci yüzyılda gördüğü en büyük doğal felaket' olarak nitelenen 17 ağustos depremi, insanları derin bir üzüntüye ve ağır bir yıkıntıya sürükledi.

Yaşanan kaos ve travmatik problemlerin temel sebebi, deprem konusunda gerekli ve yeterli bilgilere sahip olmayan insanların gerektiği gibi depreme hazırlık yapamaması oldu.

Depremle yaşamayı öğrenmeye çalışmanın yanısıra insanlar, günlük hayat literatürlerine, 'fay hattı', 'öncü ve artçı sarsıntı' gibi deprem terimlerini acı bir tecrübeyle ekledi.

Depremin öldürücü ve yıpratıcı etkisine hazırlıksız yakalananlar, depremin ilk gününde kendi yarasını kendisi sarmaya çalışarak, bütün tecrübesizliğine rağmen yardımlaşma duygusuyla hereket etti.

Böyle büyük bir felaketi yaşayan insanların direncini arttıran en önemli etken ise, bütün olumsuzluklara rağmen yaşatılmaya çalışılan manevi değerler oldu.

Büyük depremler yaşamış bir ülke olarak, Türkiye'de deprem bilincinin artırılması gerektiğini ifade eden uzmanlar, depreme karşı en büyük önlemin eğitim olduğunu her fırsatta dile getiriyor.

Marmara depreminden sonra Türk tarihinin en büyük sosyal yardımlaşma kampanyasının yaşandığı ise su götürmez bir gerçek.

Felaketin kahramanları

17 ağustosta yaşanan felakette insanlara umut dağıtan iki önemli isim öne çıkıyor.

Kendini, toplumu deprem konusunda bilinçlendirmeye adıyan Boğaziçi Ünüversitesi Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'yı, Türkiye 'deprem dede' lakabı ile 1999 ağustosunda tanıdı.

"Deprem öldürmez, bina öldürür" sözleri ile birçok insanın hayatında önemli bir yer edinen 'deprem dede' Türkiye'ye depremle yaşamayı öğretti.

Gerek yerel, gerekse merkezi yönetimlerin sivil savunma ve toplumu geleceğe hazırlama konularında oldukça hazırlıksız ve basiretsiz kaldıkları bu dönemde bir diğer kurtarıcı ise arama ve kurtarma derneği AKUT imdada yetişti.

Marmara depremi ile kurtarma ve yardımlaşma faaliyetlerinde net bir şekilde önemi artan sivil toplum kuruluşlarının ve sivil insiyatifin öncüsü olan AKUT, 'hasarlı' ruhların umudu oldu.

Türkiye'de depremden 100 bin kişi öldü

Türkiye'de son yüzyılda meydana gelen 192 hasar yapıcı deprem nedeniyle yaklaşık 100 bin kişi öldü, 650 bin konut da ya yıkıldı ya da ağır hasar gördü.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak'ın yaptığı açıklamaya göre afetlerin Türkiye'de verdiği zarar ise şöyle:
# Depremler: Yüzde 64
# Heyelanlar: Yüzde 16
# Yangınlar: Yüzde 4
# Çığ: Yüzde 1

Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, Türkiye topraklarının büyük bir bölümünün birinci derece deprem kuşağında yer aldığını hatırlatarak, "Türkiye'nin deprem bölgelerini gösteren harita incelendiğinde, ülkemizin yüzde 96'sının farklı oranlarda deprem tehlikesine sahip bölgeler içerisinde yer aldığı görülmektedir'' dedi.

Deprem kuşağının yüzde 66'sının aktif fay hatları ile kaplı olduğunu da ifade eden Bakan Özak, ''nüfusu bir milyonun üzerinde olan 11 büyük kentimiz dahil ülke nüfusunun yüzde 70'i, her an büyük bir deprem riski altında'' diye konuştu.

Bakan Özak, depremlerin yol açtığı zararların yıllık toplam milli gelirde yüzde 0.7 kayıp yarattığını, bu durumun kalkınma hızını yaklaşık 1 puan geriye çektiğini vurguladı.

Verilere göre Türkiye, Richter ölçeği ile 5.5'in üzerinde deprem sıklığıyla dünyada altıncı sırada yer alıyor.

Türkiye, afet nedeniyle yıllık ölen 950 kişi sayısı ile dünyada üçüncü, nüfus başına (milyon) 15 bin 58 kişilik ölen sayısı ile dünyada dördüncü, yıllık ortalama 2 milyon 745 bin 757 kişilik afete maruz nüfus sayısı ile dünyada sekizinci ve afete maruz nüfus başına (milyon) 346 ölen sayısı ile de dünyada dördüncü sırada yer alıyor.
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 127
Yaş : 24
Nerden : Tekirdağ
Kayıt tarihi : 04/08/08

Kullanıcı profilini gör http://dagli.forum777.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz